İçeriğe geç

Beyaz delik var mıdır ?

Beyaz Delik Var Mıdır? İzmir’de Bir Kahve Masasında Başlayan Fazla Düşünme Serüveni

Herkese merhaba! Bugün Cusa olarak sizlere “Beyaz delik var mıdır” hakkında rehber niteliğinde bir yazı sunuyoruz.

İzmir’de akşamüstü rüzgârı diye bir şey var ya… İnsan onunla birlikte biraz fazla düşünmeye başlıyor. Kafede tek başıma otururken denizi izliyorum, bir yandan da önümdeki soğumuş kahveye bakıp “Ben bunu niye hâlâ içiyorum?” diye sorguluyorum. Sonra konu her zamanki gibi uzaya geliyor. Bir arkadaşım geçen gün “kara deliklerin zıttı olan beyaz delik var mı acaba?” dedi. O an kahve boğazıma kaçtı ama asıl boğulma sonrasında başladı: zihinsel olan.

İşte o günden beri kafamda tek bir soru dönüp duruyor: Beyaz delik var mıdır?

Kara deliği anladık da beyazı nereden çıktı?

Kara delik dediğimiz şey zaten yeterince dramatik. Işığı bile yutan, içine düşeni geri vermeyen, evrenin “ghosting yapan” versiyonu gibi bir şey. Zaten ilişkilerde deneyimlemişizdir: yazarsın, görülür ama cevap yok. Evrenin kara delikleri de biraz böyle çalışıyor.

Ama biri çıkıp “Peki bunun tam tersi varsa?” dediğinde işler değişiyor. Çünkü insan beyni boşluğu sevmiyor. İzmir’de vapur beklerken bile boş duramıyoruz, hemen “acaba karşısında bir şey var mı?” diye düşünmeye başlıyoruz.

Beyaz delik fikri de tam burada devreye giriyor: Her şeyi dışarı fışkırtan, içine hiçbir şey almayan bir kozmik varlık.

Ben bunu ilk duyduğumda gözümde şöyle bir sahne canlandı:

– Uzayda dev bir musluk

– Sürekli “akış” halinde yıldızlar, gezegenler

– Ve musluğu kapatmaya çalışan ama başaramayan bir kozmik tesisatçı

İç sesim: “Bu artık fizik değil, resmen uzay tesisat problemi.”

İzmir’de kahve içerken evreni çözmeye çalışmak

Geçen gün Kıbrıs Şehitleri’nde oturuyorum. Yan masada iki kişi sevgili tartışması yapıyor, ben ise kendi içimde kara delik-beyaz delik evreninde yaşıyorum.

Kendi kendime söylendim:

“Beyaz delik var mıdır acaba… varsa nerede?”

Yan masadaki biri bana baksa muhtemelen “bu çocuk kahvesine fazla şeker atmış” derdi. Ama işin gerçeği şu: fazla şeker değil, fazla düşünme.

Bir an zihnimde şu sahne oluştu:

– Kara delik: “Gel buraya, her şeyi alıyorum.”

– Beyaz delik: “Almak mı? Ben sadece veririm, kardeş.”

Evrenin böyle iki karaktere ayrıldığını düşününce, resmen kozmik bir tiyatro izliyormuşum gibi hissediyorum.

Kara delik vs beyaz delik: Evrenin sitcom’u

Bir sitcom hayal edin:

Kara delik ciddi, sessiz, içine kapanık bir karakter. Her şeyi içine çekiyor ama asla konuşmuyor. Klasik “duygularını içinde yaşayan” tip.

Beyaz delik ise tam tersi. Sürekli konuşuyor, sürekli bir şeyler fırlatıyor, asla susmuyor. Bir ortamda 3 saniye bile sessizlik bırakmıyor.

İç sesim diyor ki:

“Bu ikisi kesin aynı evde yaşayamaz.”

Zaten bilimsel teoriler de tam burada devreye giriyor. Bazı fizikçiler kara deliklerin bir tür “ters çıkış kapısı” olabileceğini, yani beyaz delik ihtimalini konuşuyor. Ama sonra herkes sessizce kahvesine bakıp konuyu değiştiriyor çünkü evren bile bazen fazla geliyor.

Beyaz delik var mıdır? Bilim mi, hayal mi, yoksa sadece fazla düşünme mi?

Şimdi dürüst olalım: kimse gidip “evet gördük, şu koordinatta beyaz delik var” demedi.

Ama teori kısmı çok eğlenceli. Beyaz delik, matematiksel olarak bazı denklemlerde ortaya çıkabiliyor. Yani evrenin “olabilir ama muhtemelen yok” kategorisinde.

Bunu günlük hayata çevirirsek şöyle:

– “Bu mesajı atsam cevap gelir mi?”

– Matematiksel olarak mümkün

– Gerçekte? Evren susuyor

Beyaz delik de biraz böyle. Kağıt üzerinde var gibi ama gerçek hayatta “acaba o toplantıya gelir mi?” belirsizliği taşıyor.

İç sesimle beyaz delik tartışması

Bir gün evde oturuyorum, televizyon açık değil ama kafam açık, o daha kötü.

İç ses:

“Beyaz delik olsa ne olurdu?”

Ben:

“Muhtemelen İzmir trafiği gibi olurdu, sürekli bir şeyler çıkıyor ama nereye gittiği belli değil.”

İç ses:

“Peki neden görmedik?”

Ben:

“Çünkü belki de çok hızlı var oluyor ve sonra yok oluyor. Tıpkı pazartesi motivasyonum gibi.”

Kendi kendime gülmeye başladım. Evde yalnızken gülmek biraz tuhaf ama İzmir’de yaşayan biri olarak zaten rüzgârla tartışmayı da normal kabul ediyoruz.

Gündelik hayatla beyaz delik benzetmeleri

Aslında düşününce beyaz delik fikri günlük hayata bayağı benziyor:

1. Dolap düzeni

Bazı dolaplar vardır. İçine koyarsın, sonra bir bakarsın hiçbir şey kalmamış.

İç ses:

“Ben bunu nereye koymuştum?”

Evren:

“Beyaz delik operasyonu.”

2. Cüzdan

Para girer… ama çıkış daha hızlıdır. Hatta ışık hızını bile zorlar.

Bu durumda cüzdanlar küçük birer beyaz delik olabilir.

3. WhatsApp mesajları

Gönderirsin… karşı taraf okur… cevap yok… ama sistemde “iletilmiş”.

İşte modern çağın beyaz delik problemi.

İzmir gecelerinde evren teorisi yapmak

Gece sahile indiğimde, denizle gökyüzü birbirine karışıyor gibi oluyor. O an “beyaz delik var mıdır?” sorusu daha da garipleşiyor.

Çünkü evrene bakınca şunu hissediyorsun:

Belki de biz zaten bir şeyin içinde yaşıyoruz ve o şey sürekli “bir şeyler veriyor” ama biz sadece alıyoruz.

Bu düşünce bile başlı başına fazla.

Yanımda yürüyen biri telefonla konuşuyor:

“Abi ben çıkıyorum.”

Ben içimden:

“Sen çıkıyorsun ama ya beyaz delik çıkış kapısıysa?”

Sonra kendime gülüyorum. Bunu yüksek sesle söylesem büyük ihtimalle insanlar yürüyüş yolunu değiştirir.

Beyaz delik teorisi neden bu kadar çekici?

İnsan zihni boşlukları sevmez. Anlam veremediği her şeye hikâye uydurur. Beyaz delik fikri de bu yüzden çekici.

Çünkü şunu vaat ediyor:

– Evren sadece yutan bir şey değil

– Aynı zamanda “veren” bir şey olabilir

– Belki de her karanlığın bir çıkışı vardır

Bu fikir bile insana garip bir rahatlık veriyor.

Ama sonra gerçek hayat devreye giriyor:

– Faturalar

– Trafik

– Aç kalan kedi

– Kaybolan çoraplar

Ve evren teorisi bir anda arka plana atılıyor.

Kendi küçük evrenimde beyaz delik ihtimali

Bazen düşünüyorum: belki de evren dediğimiz şey çok daha basit.

Belki beyaz delik dediğimiz şey:

– Yeni fikirler

– Ani ilhamlar

– Bir anda aklına gelen “ben hayatımı değiştireceğim” düşüncesi

Ve bunlar gerçekten içimize bir yerden “fışkırıyor”.

Sonra bir bakıyoruz, 3 gün sonra yine aynı hayat.

İç ses:

“Bu mu yani?”

Ben:

“Evet, kozmik döngüye hoş geldin.”

Son düşünce: Beyaz delik var mıdır?

Sorunun net bir cevabı yok. Belki var, belki yok, belki de yanlış soruyoruz.

Ama kesin olan bir şey var: İnsan düşündükçe evren büyüyor gibi hissediyor. Ve İzmir’de rüzgâr biraz sert estiğinde, bu sorular daha da derinleşiyor.

Bazen en basit şey bile bir anda kozmik bir tartışmaya dönüşebiliyor. Bir kahve, bir soru, bir bakış… ve sonra kendini evrenin ortasında, “acaba ben de bir sistemin parçası mıyım?” diye düşünürken buluyorsun.

İşte bütün mesele bu: Belki de beyaz delik aramak değil, zaten içinde olduğumuz akışı fark etmek gerekiyor.

Ama bunu da fazla ciddiye almamak lazım, yoksa Kıbrıs Şehitleri’nde yürürken kendi kendine konuşan insan sayısı hızla artar.

Okuyucularımıza “Beyaz delik var mıdır” konusunda faydalı bilgiler sunmaya çalıştık. Cusa ekibi olarak bizi okumaya devam edin!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
Sitemap
tulipbet güncel